24 Şubat 2012 - 20:30

Bismillah İnsan toplumlarında vuku bulan gelişmeler hakkında insanlar bir kaç gruba ayrılır. Bazıları kendi zamanlarında olup bitenleri anlamadıkları gibi aradan uzun zaman geçmesine rağmen aklaniyetten, insaftan uzak kaldıkları ve saplantılardan, taassuptan arınamadıkları için kendi zamanlarında da idrak edemezler. İslam tarihinde vuku bulan birçok olayın aydınlığa kavuşmasına rağmen hala zalimlere haklılık payı çıkaranlar veya hem zalimi hem de mazlumun haklılığını dile getirenler bu cümledendir. Bunlar basireti kapanmış zavallılardır. İnsanların çoğu maalesef bu gruptakilerden oluşur, hakikatle karşılaşmaktan korkarlar, geçmişteki düşünce ve fiillerinin boşa gideceği korkusuyla araştırmaktan, anlamaktan kaçarlar.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- İkinci grupta olanlar geçmişte vuku bulan olayları aradan geçen zamanda anlama fırsatı bulup gerçeği onaylarlar. Olayları daha sonra anlamak ve bundan ibret dersi almak da erdemli olmayı gerektirir kuşkusuz. Bunların olayları hakikatiyle anlamaları için zamana ihtiyaçları vardır ve bunun için kendi zamanlarında dünya üzerinde olup bitenleri çeşitli sebeplerden dolayı anlamakta zorlanırlar: Ya olayları anlayabilecek bilgiye sahip değillerdir, ya yapılan propaganda ve dezenformasyonun etkisinde kalırlar veya olayların karmaşıklığı karşısında insaf ehli olmalarına rağmen analiz edebilecek basiretten yoksundurlar. Bunlar üzerinde birtakım grupsal, düşünsel ve inançsal faktörlerin, çıkarların rolü ve tesiri inkar edilemez. İnsanlardan önemli bir bölümü bu grupta bulunurlar. İçlerinde alimler, aydınlar, yazarlar ve toplumun ileri gelenleri de bulunur. Bunlar kendilerinden daha bilgin, daha etraflı düşünen, daha uzak görüşlü ve insanlığın maslahatını daha iyi tespit eden birilerine müracaat etmeyi nefislerine yediremezler. O da bizim gibi biridir, ona buna kutsallık tanıma zamanı geçmiştir gibi sözlerle hem kendilerini ikna ederler hem de muhataplarını yanıltırlar.

Tarihi idrak iyidir ama ondan daha önemli olan olayları zamanında idrak etmektir. Bunun için de zamanımızda olup bitenleri gerçeğiyle anlamak ve yakın gelecekte vuku bulabilecek muhtemel olaylar hususunda basiretli ve ileri görüşlü olabilmek önemlidir. Basiretli insanlar üçüncü grubu oluştururlar. Sayıları az olsa da tarih boyunca basiret ehli daima varolagelmiştir. Basiret ehli aklaniyet, maneviyat ve adalet ilkelerine bağlıdır. Akıl gücünün yetmediği durumlarda Allah’ın, peygamberinin, zamanın imamının ve velilerinin sözlerine teslim olurlar. Zamanın imamına ve velisine müracaat etmeyi küçülme ve acizlik olarak görmezler.

Bu girişten sonra tarihte vuku bulmuş bir iki olay üzerinden zamanımızdaki olaylar karşısında nasıl tavır takınacağımızı irdeleyelim.

Cemel, Sıffiyn ve Kerbela savaşlarında taraf olanları ve tarafsız kalanları göz önüne getirelim. Acaba biz o zaman yaşasaydık nasıl bir tavır takınırdık? Kimin yanında yer alırdık? Şimdi aradan geçen 14 asırlık bir zamandan sonra hakkı batıldan ayrıdetmek ve haklıyı savunmak –erdem olsa da- hüner değildir. Önemli olan olayın cereyan ettiği zamanda haklının yanında yer almaktır. Basiret ehli için bu savaşların benzerleri günümüzde de yaşanmaktadır. Bugün zamanın imamını, velisini tanımayanlar, kendi görüşlerini her görüşün üstünde tutanların Sıffiyn ve Kerbela’ya geri dönseler – İmam Ali(as) ve İmam Huseyn’le(as) karşılaşsalar- daha farklı bir tavır takınacaklarını mı sanıyorsunuz?! Kesinlikle hayır. İmam Hasan(as) zamanında yaşayıp da İmam’ı yalnız bırakanların cahil olduklarını mı sanıyorsunuz? Hayır, kendilerini daha akıllı zannettikleri, ümmetin maslahatını daha iyi bildiklerini ve amma açığa vurmaktan çekindikleri çıkarlarını düşündükleri için meydanı terkettiler ve düşmanın safına katıldılar. Zamanın imamını savaşta yalnız bırakanlar ve düşman cephesinde yer alanlardan öyleleri vardı ki siyasette zamanın dehasıydılar ve gece namazlarını terketmezlerdi. En önemli eksiklikleri ise Ali, Hasan ve Hüseyn’i imam ve önder olarak görmemeleriydi ve diyorlardı ki, onların bizden farkı nedir, Onlar niçin dokunulmaz ve kutsal olsunlar ki? Halk da bu akıl hocalarının şatafatlı, kulağa hoş gelen sözlerine uyup gidiyordu.

Bu tipler zamanımızda da vardır. Mesala diyorlar ki, İmam Humeyni(ra) zamanında İran, müslümanların maslahatını gözetirdi ve şimdi bunu göremiyoruz. Halbuki insaf ehli kalemlerden bazıları daha o zaman da İmam’ın herşeyini beğeniyorum da bu Hama olayındaki tavrını bir türlü analayamıyorum diyorlardı. Ama aradan geçen zaman içinde Hama’da olup bitenlerin gerçek yüzünü ve İmam’ın tavrının haklılığını gördükten sonra şimdilerde hakkı ikrar etmekten çekinmiyorlar. Bunu görebilmek bile başlı başına bir erdem olmakla birlikte yeterli değildir. Hakkı ve haklıyı zamanında tespit etmek hünerdir, basirettir, ileri görüşlülüktür.

Hakkı ve doğru olanı tespit etmekte zorlanıyorsak ilahi önderlerin görüşlerine başvurmak nefsimize ağır gelmemelidir. Bu konuyla ilgili olarak yine İmam Humeyni(ra) ve İmam Hamanei’nin dönemlerinden birkaç örnek verelim:

İmam Humeyni’nin(ra) sürgünden İran’a dönüşü üzerinden sekiz veya dokuz gün geçmesine rağmen müstekbirler hala inkılabı yenilgiye uğratmanın hesaplarını yapıyordu. Dokuzuncu gün öğleden sonra Şahın genarelleri ülkede sıkıyönetim ilan ederler ve dışarıya çıkanların öldürüleceğini açıklarlar. Şehid Mutahhari ve Şehid Beheşti gibi inkılabın birinci dereceden önderleri sıkıyönetimle ilgili olarak İmam’la ortak bir toplantı yapar ve halkın ne yapması gerektiğini sorar ve kendi görüşlerinin sıkıyönetime uyulması yönünde olduğunu bildirirler. İmam hazirundan birkaç dakika kendisini beklemeleri için izin isteyerek kalkar ve yandaki odaya girerek iki rekat namaz kılar ve geri döner. “Beyler, sıkıyönetime rağmen halka bu geceyi dışarıda geçirmelerini iletin” der. Toplantıya katılanlar beklemedikleri bu cevap karşısında bir takım maslahatlar iler sürer ve ne kadar dil dökerlerse İmam görüşünden vazgeçmez. Hazır bulunanlardan birinin ısrarla İmam’a yüzbinlerce kişinin ölümüyle sonuçlanabilecek bu durumda görüşünü gözden geçirmesini rica etmesi karşısında İmam(ra), “bu kararın kendi görüşüm olduğunu mu sanıyorsunuz” der ve inkılap önderleri bu söz karşısında susarlar ve toplantıya son verilir. İlahi önderler bulundukları durumu ve gaybi ilhamları mecbur kalmadıkları takdirde faş etmezler.

Halk o geceyi sokaklarda geçirir ve inkılap bir gün sonra zafere ulaşır. Şahın generallerinden bazılarının daha sonraki yıllarda yapmış oldukları açaıklamalarda, o gece halkın dışarı çıkmamasını fırsat bilerek inkılap önderlerini tutuklayıp ortadan kaldırmaya kararlı olduklarını ama İmam’ın bu kararının bütün hesapları alt üst ettiğini itiraf etmişlerdir. İmam Humeyni’nin hayatında ekseriyetin görüşü aksine bu gibi kararlar verdiği bilinmektedir.

Yıl 1990, Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgal etmesini bahane eden başını ABD’nin çektiği batılı müstekbir güçler ve bölgedeki kuklaları, kendi elleriyle besledikleri Saddam rejimini ortadan kaldırmak için saldırıya hazırlanırken, İnkılapta içişleri bakanlığı gibi önemli görevlerde bulunmuş Ali Ekber Muhteşemipur da dahil bazı şahsiyetler Batı emperyalizmine karşı Saddam rejiminin desteklenmesini teklif ederler ve İmam Hamanei aynı gün bu teklifi reddeder ve Batılıların asıl hedefinin İslam İnkılabı olduğuna dikkat çeker. Ve dediği gibi de olur, dış güçlerin saldırısıyla birlikte ayaklanan Irak halkı tam da Saddam rejimini devirecekken ABD Irak’a saldırıyı durdurur ve kıyam etmiş halktan onbinlercesinin Saddam tarafından katliama uğratılmasına seyirci kalır.

Rehberliğe seçildiği 22 yıldan beri ülke içi, bölgesel ve uluslararası olay ve gelişmelerde takındığı tavırlarında tek bir çelişki bulunmayan İmam Hamanei, inkılabın ilkelerinden taviz vermediği gibi ümmetin birlik ve beraberliğine tarihin hiç bir kesiminde görülmemiş bir ihtimam göstermiştir. Ümmetin baş meselesi Filistin konusunda takındığı tavırlarıyla ve yapmış olduğu yardımlarla müstekbir güçlerle bölgedeki kuklalarının birçok komplo planını yenilgiye uğratmış ve siyonist rejim O’nun yardım ve teşvikleriyle Hizbullah ve Hamas’tan iki ağır yenilgi almıştır.

Ülke içinde ılımlılardan tutun liberaller ve İrancılar tarafından ileri sürülen görüş ve inkılabı çizgisinden saptırma çabalarına daima karşı duran İmam Hamanei, Kuzey Afrika ve Ortadoğu İslam ülkelerinde bir yıl önce patlak veren ve Arap baharı olarak adlandırılan halk hareketlerini İslami uyanış olarak tanımlayarak bu ülkeler halklarını Batılı müstekbirlerin hile ve oyunları konusunda defalarca uyarmıştır.

İmam Hamanei, bu hareketleri İslami uyanış olarak tanımladığında İrandaki bazı kesimler de dahil ülkemizde radikal İslamcı geçinenler bile şaşkınlıklarını gizlemediler. Bu çok bilmiş kalem erbabı bu ülkelerde İslami sloganlar duyulmadığını, ABD’nin kullanma tarihi geçmiş kuklalarını değiştirmek ve bu ülkelere demokrasi getirmek yönündeki müdahalelerinden dem vurmaktaydılar. Ama kısa süre sonra bu ülkelerden bazılarında yapılan seçimlerde İslamcıların zafer kazanması İmam Hamanei’nin ne kadar ileri görüşlü ve basiret sahibi olduğunu gözler önüne serdi.

Ama gel gör ki, hakkaniyeti , haklı olmayı tarih boyunca hep çok olmak, çoğunluk olmak psikolojisiyle görmeye alışmış bu kalem erbabı, İran ve İmam Hamanei hakkında bütün bunları bildikleri halde yine de Suriye konusunda kendi bildiklerini okumaktan vazgeçmiyorlar. Suriye’de halkın katledildiği, İran’ın buna kayıtsız kaldığı ve hatta bu katliama katıldığı iddialarını tekrarlamaktan başka bir söylemi olmayan bu kesimler maalesef hedefe varmak için her aracı meşru görmekte, ABD ve müttefiklerinin bir an önce Suriyedeki rejimi ortadan kaldırmasına çanak tutmaktalar. Baasçı rejim ortadan kaldırılsın da ne olursa olsun, Baasçı rejim yerine kim gelirse gelsin, ABD ve bölgesel kuklalarının amaçları nelerdir gibi hususların bunlar için hiç mi hiç önemi yoktur. Değerli yazarımız Abdulkadir Çuhacıoğlu’nun güzel bir şekilde ifade ettiği üzere “Târihî Şam toprakları, bu günlerde yeni bir "medya savaşına" sahne olmaktadır”

İslam İnkılabı süreci ve İran-Suriye ilişkilerinde uzman olarak görüşüne başvurulan ve tarihi gerçekleri zamanı geçtikten sonra görebilme basiretine sahip muhterem bir zat, İslam inkılabını İmam Humeyni zamanıyla sınırladığı için O’nun vefatından sonraki bunca olumlu gelişmeyi görmezlikten gelmiştir hep.

Şimdiye kadar yazılarında İmam Hamanei hakkında olumlu tek bir cümle sarfetmemiş olan bu İran uzmanı muhterem zat, İran’ın ve İmam Hamanei’nin Suriye hakkındaki duruşunu sanki hiç bir İslami ve ümmeti ilgilendiren endişesi yokmuş gibi İran’ın( belirtmese de ulusal) stratejik gerekçeleriyle sınırlamakta ve bu tavrın kabul edilemiyeceğini vurgulamaktadır. Başkalarının aksine mezhebi gerekçeleri değil de –en azından-stratejik gerekçeleri ileri süren bu tecrübeli yazara birkaç sorum olacak: İran’ın siyonist rejim karşısındaki tavrı ve Gazze savaşı başta olmak üzere Filistin konusundaki duruşundan dolayı şimdiye kadar katlanmış olduğu ve devam eden sıkıntılar, maruz kaldığı yaptırımlar, ablukalar acaba hangi gerekçelerle sürdürülmektedir? İslami endişeleri ve idealleri olmayan bir İran için Filistin ve Suriye halkının ne farkı olabilir? Filistin halkına desteğini esirgemeyen ve her türlü baskıyı göze alarak Filistin halkını siyonist rejime karşı desteklediğini bütün dünyaya ilan eden İmam Hamanei’nin Suriye halkına özel bir husumeti mi var acaba? Batı’nın şımarık çocuğu ve ayrılmaz parçası İsrail’le savaşmayı bile göze alarak her türlü baskıya tahammül eden İran’ın Filistin konusundaki tutumunu yoksa samimi bulmuyor musunuz? Veya Filistin davasının da İmam Humeyni ile birlikte unutulduğunu mu düşünüyorsunuz? Eğer İran’ın Filistin konusunda samimi olduğuna inanıyor ama Suriye konusundaki tavrını anlayamadığınızı söylüyorsanız, bu İran’ın mı yoksa bunu idrak edemeyenlerin mi sorunudur?

Suriye meselesi ve İmam Hamanei’nin bu husustaki tavrı da zamanında idrak edilemeyen birçok tarihi olay gibi zamanı geldiğinde anlaşılacaktır elbet. Aynen Sıffiyn ve Kerbela olaylarının daha sonra anlaşıldığı gibi. Biz peygamberin pak sülalesinden gelen İmam Seyyid Ali Hamanei’nin geçmişteki tavır ve duruşlarının isabetli olduğunu görmüş olarak Suriye konusundaki siyasetinin de isabetli olacağına inanıyoruz. İmam Humeyni’nin-kendi ifadesiyle- gaybi yardım ve ilhamlarla desteklendiğinden şüphemiz olmadığı gibi İmam Hamanei’nin de aynı nimetlere mazhar olduğuna inanıyoruz. Allah’ın adalet sıfatına inananlar olarak şüpheye düştükleri durumlarda müminleri yalnız bırakmayacağına,-adına ne derseniz deyin- adil imam veya temsilcisi aracılığıyla onlara yol göstereceğine inanıyoruz.

Üzerimde emeği geçmiş bu muhterem zatın bu meyanda ortaya sürdüğü öteki görüşleri de incelemeye, irdelemeye ve tenkit etmeye değer olup fırsat bulursak üzerinde duracağız inşallah.